29 Aralık 2007 Cumartesi

Frank Lampard


Frank Lampard futbolcu bir aileden yetişmiştir. Kendisiyle aynı ismi taşıyan babasıda 70'li yıllarda West Ham United'ta forma giymiş ve 2 FA cup kazanmıştır.Eniştesi ise suanki Southampton teknik direktörü olan Harry Redknapptır.
Frank Lampard'da futbola West Hamda başladı ve 1995 te daha 17 yaşındayken klübüyle profesyonel sözleşme imzaladı. Kiralık olarak 1 sene Swensea de top oynadı sonra West Ham'a geri döndü. Dönüşüyle beraber inanılmaz bir çıkış yakaladı ve takımının değişilmez bir parçası oldu. 1999 yılında Kevin Keegan tarafından ilk kez milli takım kadrosuna alındı fakat ilk maçlarda forma şansı bulamadı. İngiltere milli formasıyla ilk kez kadroya alındığı tarihten 6 ay sonra Sunderland'te oynanan Belçika maçıyla tanıştı. Bu büyük yükselişe rahmen 2000 yılında Belçika ve Hollandanın ortak yapımıyla düzenlenen Avrupa Şampiyonasında A Milli takımla yer almayıp Ümit milli takıma kaptanlık yapmıştır.
Lampard 2001 yılında 19 milyon euroya Chelseaye transfer oldu. O yıl normal sezonda sadece 1 maç kaçırdı. 2001/02 sezonunda chelsea adına 5 gol attı. 2002/03 sezonunda ise karıyerinde 2ci defa ligde hiç maç kaçırmayan Lampard,bu sezonda 6 gol atıp takımının 4cü olmasında büyük pay sahibi oldu. 2003/04 sezonu ise Lampard için inanılmaz geçti. Klübü Rus petrol zengini Abrahamoviç'in almasıyla bir çok yıldız chelsea'e transfer oldu. Lampard'ın az forma şansı bulacağını düşünen İngiltere basını ise çok yanıldı ve Lampard o sezon müthiş bir patlama yaptı. Chelsea o sezon ligi 2ci bitirip Şampiyonlar Liginde ise yarı final oynadı ve Lampard'ın bu başarıda ki katkısı inanılmazdı. Lampard aynı sene Chelsea ile olan sözleşmesini 2009'a kadar uzattı. Frank bu antlaşmayla haftada 65000 pound kazanmaya başladı. 2004/05 sezonunda ligde 13,2005/06 sezonunda ise ligde 16 ve şampiyonlar liginde 2 gol attı. 2006/07 sezonu başında sakatlandı. Sakatlığı geçtikten hemen sonra sahalara geri döndü. Ligde,FA cupta ve şampiyonlar liginde olmak üzere toplam 20 gol attı.
Portekizde oynanan Avrupa Şampiyonasında öncelikle Fransa ve Hırvatistana birer gol attı. Çeyrek finalde ise güçlü rakip Portekize normal sürede ve penaltı vuruşlarında olmak üzere 2 gol attı ama İngilterenin Portekize elenmesine engel olamadı. Buna rahmen turnuva boyunca oynadığı futbolla otoriteler tarafından büyük övgü aldı. Kendisi de bu turnuvanın karıyerinin en yüksek noktası olduğunu ve turnuvadan büyük zevk aldığını ifade etti. Bireysel başarı olarak 2003/04 sezonu sonunda FA'in Web sitesinde yapılan yılın futbolcusu sıralamasında 1ci oldu.

26 Aralık 2007 Çarşamba

Boca mı? River mı?

Eline kağıt kalemi kim alırsa dünyanın en baba derbileri sıralamasına kesinlikle koyduğu derbidir Boca-River...
Boca Juniors 1905 ,River Plate ise 1901 yılında kurulmuştur. Bu 2 takım herkesin bildiği gibi Arjantinin en büyük 2 klübüdür. Arjantin ligini 80 yıldır domine etmektedirler. Arjantinde yaşayan insanların yarısından fazlası bu 2 takımdan birini tutmaktadır. Bu 2 takım arasında oynanan derbiler Arjantin basını tarafından Superclasico olarak adlandırılmaktadır.
İki klüpte Bounes Aires'in Boca bölgesinde kurulmuştur.Fakat ilerleyen zamanlarda River Plate klübü Bocadan Numez adlı daha zengin bir kesim olan bölgeye taşımıştır.River'ın Milyonerler Lakabını almasının nedeni budur. Bu iki klüpte dünya futboluna çok önemli futbolcular kazandırmıştır.Diego Armando Maradonasından Ariel Ortegasına,Alfredo Di Stefanodan Omar Gabriel Batistutaya kadar uzanan uzun bir liste vardır.
Bu 2 takım'ın arasındaki rekabetin en önemli nedeni Numez bölgesine taşındıktan sonra Milyonerler lakabını alan River'ın Bocalıları fakir halk diye nitelendirmesidir. Boca taraftarı bu durumun üstüne takımlarını halkın takımı olarak kabul etmişlerdir. Yani bu derbi Zengin kesimle halkın sürtüşmesidir. River Plate tribünlerinde her zaman Buones Aires'in sosyeteleri bulunur. Boca tribününde ise her kesimden insan bulunur.
2 takımda birbirlerine küçümseyici lakaplar takmaktadır.Boca taraftarı Riverlılara ^Gallinas^ yani tavuklar der. River ise Boca taraftarına Bocanın stadının fakir bölgesinde olduğunu baza alarak Los Piercos yani domuzlar der.
Bu 2 takım arasında oynanan derbilerde bazen sevgi ve hırs şiddete dönüşebilir. Bu konuyu en çok ciddiye alan grup ise River taraftarlarından oluşan"Los Borrachos del Tablon" adlı Türkçesi Tribün sarhoşları olan gruptur. Bu grubun bazı üyelerinin klübü her türlü amaçları için kullandıkları ve geldikleri her maçtan sonra belli bir miktar para aldıkları biliniyor. Bu arada Boca taraftar grubuda la docedir.Anlamıda 12ci oyuncudur.
Birazda 2 takım arasındaki en unutulmaz olaydan bahsedelim. Bocanın sahasında oynanan bir maçta River plate bulduğu gollerle 0-2 öne geçiyor. Maçın sonlarına doğru tel örgüleri yıkıp River tribününe giren Bocalı taraftarlar 2 Riverlı taraftarı öldürüyor. Maç 0-2 River lehine bitiyor.Bir hafta sonra Bocalıların tribünde açtığı pankart ise cok ilginç'Maç 0-2 değil 2-2'bitti. Bu pankart hem Bocanın ceza almasına hemde başka takım taraftarları tarafından tepki almasına sebeb olmuştu.

The Observes adlı dergi 2004 yılında 'Görmeden Ölmemeniz Gereken 50 Spor Olayı' sıralamasında Boca Juniors - River Plate derbisine birinci sırada yer vermişti.

25 Aralık 2007 Salı

Roberto Baggio

Çoğumuz onu 94 Dünya Kupasında kaçırdığı penaltıyla tanıyoruz. Kendi üstün çabalarıyla finale kadar taşıdığı İtalya’yı kaçırdığı penaltıyla kupadan etmişti. Resmen onun sayesinde umutlanan İtalyanlar onun sayesinde çökmüştü. Maçı izlerken Brazilya’yı destekleyenler bile penaltının onun tarafından kaçırılmasına üzülmüştü. Evet bahsettiğim isim sizinde fark ettiğiniz gibi Roberto Baggio.
Baggio futbola, 9 yaşında doğduğu yer olan Coldognoda başladı. 15 yaşında 3cü ligde oynayan Vicenza takımına transfer oldu... 84/85 sezonu hem Baggio hem de Vicenza için cok ihtişamlı oldu.Baggio sezon boyunca 22 gole imzasını attı ve Fiorentinaya transfer oldu. Vicenzada o sene 2ci lige yükseldi.
Fiorentinada ki ilk günlerinde ayağı kırıldı. Mayıs 87’de Napoli maçında sahalara geri döndü.
88’de 30 lig maçında oynadı 15 gole ulaştı. Aynı sene İtalya kupasında 10 maçta 9 gole imza attı. Fiorentina Baggio’yu inanılmaz bir rakam olan 17 milyon dolara bir başka İtalyan devi olan Juventus’a sattı.Transfer sonrası Fiorentina taraftarı klüp binasını taşladı ve başkanı protesto etti... Ayrıca Baggionun fanatik bir Fiorentina taraftarı olduğunu unutmamak lazım.Diğer takımlarda oynarken Fiorentinayla karşılaştıkları maçlardan önce sahaya Fiorentina atkısıyla çıkması bunun bir göstergesi sadece.


90 Dünya Kupasında Milli takım kadrosuna çağrıldı. İlk maçlarını yedek klübesinde geçirdi.Fakat İtalya’nın hücumdaki etkisizliğini fark eden teknik direktör Azeglio Vicini onu forvete monte etti. Baggio çekoslavakya’ya kupanın en güsel golünü attı ve İtalyayı çeyrek finale taşıdı. Çeyrek final ise unutulmazdı. Maç Arjantinleydi ve Napolideydi. Maradona hayranı olan Napoli taraftarının Arjantini desteklemesi enteresan görüntülere sebebiyet vermişti. Penaltılara uzayan maçı Arjantin kazanmıştı.
Bir sonraki sezonu yani Juventustaki ilk sezonu çok başarılıydı. Lig,İtalya kupası ve uefa kupasında 47 maçta 27 gol attı.93/94 sezonunda Avrupanın ve Dünyanın en iyi futbolcusu seçildi. 94 Dünya Kupasında kritik gollerle italyayı finale kadar taşıdı.Fakat finalde kaçırdığı penaltı kupanın Brazilyaya gitmesine neden oldu.Bu olaydan çok etkilensede sonraki sezonda Juveye İtalya kupası ve lig şampiyonluğunu kazandırdı.95 senesinde AC Milana transfer oldu. Tam bitti denilinirken 26 maçta 22 gol atıp gol kralı oldu ve onu eleştirenlere çok hoş bir şekilde cevap verdi.Fransa 98 yine sahadaydı. İlk maçta 94’te kaçırdığı penaltının büyüsünü bozmak için yine topun başındaydı. İtalyanlar bu penaltıyı gözleri kapalı izlediler ama bekledikleri olmadı Baggio topu filelere gönderip kötü büyüyü bozdu. 98 sonunda İntere transfer oldu.İnterde yedek klübesine mahkum oldu ve satış listesine konuldu.Brescia ona kucağını açtı. 37 yaşında Bresciada futbolu bıraktı Sihirli At kuyruğu lakaplı İtalyan…Roberto Baggio internet sitesinin girişinde, “penaltı atışlarını sadece onları atmayı deneyen cesurlar kaçırır!” der.

Irriducibili


Ne kadar AS Roma takımına sempatim olduğundan dolayı Lazio takımını ve taraftarını sevmesemde İrriducibili gibi bir grubu yok sayamam...
İtalyancada boyun eğmeyen anlamına gelen Irriducibili İtalyada çoğu takım taraftarlarının kullandığı bir isim fakat en ünlü Irriducibili her zaman için Lazionundur.1987 yılında Lazio tribünlerine giren
Irriducibili,o zamanlarda Lazio tribünlerinin baskın taraftar grubu olan Eagles Supporters'ın hakimiyetine 1992 yılında son verdi.Lazio ve Irriducibilinin genel profilini geçmişe bakarak çıkarabiliriz.Lazio başkenti Roma olan bölgenin adıdır.Lazio taraftarı genelde Roma şehrinin dışında banliyölerde yaşayan italyanlardan oluşuyor.AS Roma-Lazio SS arasındaki rekabetin temel nedenide bu aslında.Laziolular kendilerinin asıl Romalı olarak görüyorlar.Roma taraftar kitlesininde şehir dışından gelen göçmenlerden oluştuğunu düşünüyorlar.Roma-Lazio çekişmesinin nedeninin sağ-sol olduğu sürekli söylensede kökene inildiğinde asıl nedenin şehirliler ve köylüler arasındaki çekişme olduğu anlaşılıyor.Fakat kuşkusuz sağ-sol görüşü bu rekabetin zirveye çıkmasında önemli bir unsur.
Aşırı milliyetçi olarak bilinen Irriducibili mensupları siyahi ırk ve yahudi karşıtı olarak biliniyor.Uzun yıllarca kadrosunda siyahi futbolcu bulundurmayan Lazio bu durumun imajını zedelediğini düşündüğü için bu durumdan uzaklaşma çabalarındadır.Örneğin 2006/07 sezonunda kadrolarında 4 siyahi oyuncu bulunmuştu. fakat Irriducibili buna büyük tepkiler göstermişti.Her grubun olduğu gibi Irriducibilininde efsane bir futbolcusu var.Bu isim onlar için Paolo Di Caniodur.
Paolo Di Canionun aşırı derecede sevilmesinin en büyük nedeni maçlardan sonra verdiği nazi selamıdır.Paolo'nun Mussoloniye olan ilgisini gizlememeside İrriducibilinin çok hoşuna gitmektedir.
Lazionun tam adı olan Lazio Societa sportiva kısaltıldığında Lazio SS olduğundan dolayı nazileri cağrıştırmaktadır.Klüp yöneticileri bu durumun nazilerle hiçbir alakası olmadığını açıklasada Irriducibili tam buna uygun bir profil çizmektedir.

24 Aralık 2007 Pazartesi

Francesco Totti


Çevremdeki çoğu insanın bildiği gibi her zaman AS Roma takımına ve Francesco Totti'ye karşı bir ilgi duymuşumdur. Belki ona duyduğum hayranlık onun bloğumun ilk yazısı olması kadar fazla... Totti'yi burada anlatmak için en az blogtan 3-4 sayfa harcamak gerekir ben kısaca size özetini çıkarayım:) Romanın son 14 senesine damgasını vuran Totti suan Paolo Di Canio'nun oynadığı "Lodigiani" yani "Cisco Roma"da futbol yaşantısına başladı. 13 yaşındayken AS Roma tarafından keşfedilip takıma kazandırıldı. 1993 yılında A takıma yükselen ve çıktığndan beri kaptan olan Totti şüphesiz takımın en önemli futbolcusu. 14 yılda cıktıgı 372 macta 152 gol atan Totti bu başarısına rağmen gördüğü kupalar bir elin parmağından fazla değildir. Onun en önemli özelliği Roma takımından asla vazgeçmemesi ve sakat veya cezalı olduğu maçlarda maçı Curva Sudda izlemesidir. Bireysel anlamda 2006/07 sezonunda patlama yaptı. Önce gol kralı oldu sonra altın ayakkabı ödülüne layık görüldü. Milli takımda 1998 den beri forma giyiyordu. Belli bir süre önce yaptığı açıklamayla milli takımı bıraktığını ve artık sadece AS Roma için çalışacağını açıkladı. 2006/07 sezonunda deplasmanda Sampdoria'ya attığı golün kariyerinin en güzel golü olduğunu söylüyor yaşayan efsane...

Burak Doğan'ın etkisiyle...

Kuzenim Burak Doğanı'n etkisiyle bende bu blog işine sarmaya başlıyorum galiba:) Bloğumun ana konusunun futbol olmasında karar kıldım. Burada dünya ligleri hakkında bilgiler, unutulmaz futbolcular, dünyanın en büyük derbileri, unutulmaz maçlar ve olaylar gibi konulara yer vermeyi planlıyorum. Malum acemiyim yavaş yavaş kapacağım işi. Okuduklarınızdan haz duymanız dileğiyle... Hadi hayırlısı... Bu arada bilmeyenler için kuzenim Burak Doğan'ın blogunun adresi: Günlerden Bugün